Kilolarım hayatımda kabus üstüne kabus yaratmaya devam ederken ben de büyüyordum. Bu işin sanırım en kötü tarafı kendimle fazla barışık olmamdı. Fazla olan her kiloma rağmen “aman ben her halimle güzelim ne fark eder ki” diye düşünmekten vazgeçmiyordum. Durum böyle olunca da yemek yemekten vazgeçmek çok zor gelmeye başlıyordu ve bir noktadan sonra aklımın ipleri güzel yemeklerin eline geçiyordu.

Sanırım işin en kötü yanlarından biri yemek yemeyi sevmem kadar yemek yapmaya da tutkuyla bağlı olmamdı. Canımın istediği her yemeği yapıp yiyordum, ya da çevremdekilerin canının istediğini. Müthiş bir keyifti benim için ama bilmediğim başka bir şey daha vardı. Başkalarının tecrübeleri insanın kulağına pek te küpe olmuyor ne yazık ki…

Kilo alıp vermeye başlayınca, her seferinde verdiğinden daha fazlasını geri alıyorsun. Bunu sana söylemiş olsalar da ancak yaşayınca farkına varıyorsun. Bütün kilo alıp vermelerimden sonra dönüp geldiğim noktaya baktığımda tek bir gerçek vardı. Artık şişman filan değil gayet gayet “OBEZ” dim. Evet daha gençtim. Hareketlerim kısıtlı değildi sadece zayıf insanlara göre” biraz daha çabuk” yoruluyordum o kadar. Ama ilerde ne olacak düşüncesi kafamı kurcalamaya da başlamıştı. Buna en büyük etken sanırım televizyonda gördüğüm bir kız olmuştu. Kendi başına yerinden bile kalkamıyorken, bir akapunktur doktoru sayesinde 10 ay gibi kısa bir sürede 104 kg vermişti. Aklımdan geçen tek bir şey vardı. O yaptıysa, ben de yapabilirim !!!

Sizde Yorum Yazın

  • Alexa